ASTROLOJİ ÜZERİNE

ASTROLOJİ ÜZERİNE


ÇAĞDAŞ KAPUKAYA

Gökyüzündeki cisimler insanların, kurumların ve hatta medeniyetlerin yapılarını belirleyebilir mi? Yaşanacak olanlar öngörülebilir mi? Günümüze kadar hiç bir bilimsel araştırmada, gök cisimlerinin kişiliğimize ve yaşayacaklarımıza yekten etki ettiğine dair bir şeyle karşılaşılmadı. Bu açıdan baktığımda astrolojinin bilimsel olmadığını anlıyor ve kabul ediyorum. Yazımı genel olarak burada noktalayabilirim. Fakat size bu konseptin tarihi öyküsüne dair bildiklerimi ve kişisel yaklaşımımı açıklamak istiyorum. 
 
İlk çağlardan bu yana insanlık çevrelerini, kendilerini ve varlığı sorgulamış, bunu yaparken yönünü gökyüzüne çevirmiştir. Günümüzde uzayla ilgili yapılan her türlü çalışma bu arayışın bir uzantısı olarak devam etmekte. Aydınlanma dönemine kadar astroloji ve astronomi bir olarak  değerlendirilmiştir. Yapılan araştırmalar Göbeklitepe ve Stonehenge gibi insanlığın ilk yapıtlarının hem inanç merkezi hem de gökyüzü gözlem alanı olarak kullanıldığını göstermekte. Takip eden tarih boyunca bağlantılı olarak astrolojik araştırmaların mimari, matematik, geometri ve doğa bilimlerine katkıda bulunduğu hatta bu bilimlerin ayrışmasına neden olduğunu biliyoruz. Thales, Kopernik, Battani, Johannes Kepler, Cladius Ptolemy vb. birçok bilim insanının aynı zamanda yorumlar yapan birer astrolog olduğunu araştırdığınızda öğrenebilirsiniz. Sırf bu yönleriyle bile astroloji önem arz eden ve incelenilmesi gereken bir alan.
 
Kültürel anlamda milletlerin ve uygarlıkların temel yapı taşını oluşturmuş. Bu gün mitoloji olarak bildiğimiz birçok öykü eski zaman insanlarının inançlarından oluşmakta. Tüm bu öykülerin temelinde ise yine aynı astrolojik gözlemler ve anlam arayışı vardır. Buradan yola çıkarak günümüzde hakim olan birçok dil ve din ögesi, türlü kültürel motifler bulunmakta. Avatar, Yüzüklerin Efendisi, Matrix, Avangers vb. kesinlikle bu motiflerden bağımsız ve orijinal değiller. Bu açıdan bakıldığında naçizane işini bilen ve kendini geliştiren bir astrolog olarak ben bilgi birikimi ve araştırma alışkanlığı kuvvetli bir bireyim. Her ne kadar günümüzde astrolojinin bir çeşit cahil eğlencesi olduğu düşünülse de hala günümüz insanının kendini geliştirmesi için önemli bilgileri içinde barındırmakta. Aklınızda kalmasını istediğim basit bir örnek, Jüpiter astrolojide en büyük iyicil gezegen olarak ilahi bir korumayı temsil etmektedir. Aynı şekilde Roma Mitolojisi’ndeki Jüpiter yani Yunan Mitolojisi’ndeki Zeus çapkınlıkları ve entrikalarıyla bahsettiğim mitolojik öykülerde en çok yer alan kahramandır. Belki de hoş bir tesadüf olacak ki astronomik olarak da Jüpiter, sistemimizdeki en büyük gezegendir ve dünyamızı kalabalık bir asteroid kuşağından korumaktadır.

Astrolojinin genel yapısına tekrar dönecek olursak bilim olmadığında hem fikiriz. Fakat ‘şey’ler hakkında sistematik olarak yorum yapmayı sağlayan derin bir geçmişe sahip olduğu kesin. Bu özelliği ile bir nevi yorum yapma sanatı olduğunu iddia ediyorum. Çevremde astrolojiyle ilgilendiğini söyleyen fakat sadece burç yorumları okuyarak bu burçlar doğasında insanlar bulunmakta. Oysa burçlar astrolojide sadece birer arketip olarak karşımıza çıkar. Yükselen daha çok fiziksel özellikleri gösterir, ‘Güneşkarakterinle ilgili genel bir yorum katar, ‘Ay burcu’ fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarla alakalı bilgiler verir veAlçalan’ tamamen bizden bağımsız karşılaştığımız durumlarla ve kişilerle alakalı bilgiler verir. Tabii bunlar bir astrolojik okumanın yüzde beşlik bir bölümünü anca oluşturuyor.  Gezegenlerin etkileşimi, asteroidlerin gezegenlerle etkileşimi, sanal noktalar ve bunların etkileşimleri, ay düğümleri, doğum öncesi tutulmalar, doğum öncesi yeni ay ve dolunaylar, doğum haritasını merkeze alan türlü öngörü haritaları…

Belki işinize yaramayacak bir bilgide olsa doğum öncesindeki son Güneş Tutulması’nın genel niteliği, sizin hakkınızda mevcut burcunuzdan daha kapsamlı detaylar barındırmaktadır. Tabii buradaki bilgi erezyonundan ben de dahil tüm meslektaşlarımın payı olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple işimi olabildiğince profesyonel ve belli bir kalite standartında tutmaya çalışıyorum. Astroloji üzerine paylaşmak istediğim daha birçok şey olsada yazımı burada noktalıyorum. Dilerim astrolojiye yaklaşımımı biraz olsun aktarabilmişimdir.

 

HAYRUNNİSA YÜNCÜ

Tarih boyunca insanların en çok aradıkları, kendi benlikleridir. Zira bulan ve buna uygun bir biçimde yaşamını sürdüren insan sayısı da çok azdır. Ebeveynlerinizin çocukken size ne kadar az travma yaşattıklarına bağlıdır bu durum. Haliyle büyümüş olan bizin aklına tek bir soru geliyor. Benim olayım ne ya? Niye geldim ben bu dünyaya? Bu zor ve ucu açık sorunun cevabını, sadece doğum tarihi ve saatinize bakarak öğrenebileceğini duyan insanoğlu astroloji piri olmuştur zaman içinde. Kendi halinde dönen gezegenlerin hareketine göre hayatında çok önemli kararlarını veren insanlarla çevrilir etrafımız. Astrolojiye olan bu yoğun ilginin nedenini, 70 yıl önce yapılan bir deney çok güzel açıklıyor.

 Psikolog Bertram Forer bir gün sınıfındaki öğrencilerine onların sınav sonuçlarına bakarak her birinin özel kişilik analizini çıkardığını söyler. Onlara verdiği zarfları heyecanla açan öğrenciler zarfta yazanların kendilerini ne kadar iyi tanımladığını puanlarlar. Ortalama puan ise 5 üzerinden 4,26 olarak bulunur. Deneyin ilginç olan kısmı her zarfta bire bir aynı şeylerin yazması. Bir astroloji metninden rastgele alınan bu yazılarda herkes için geçerli olabilecek uzun cümleler yer alıyordu.

 Astroloji hakkında bir diğer kavram da beklenti etkisi. Bir şeye inanmışsanız bu sizin bütün vücudunuza ve psikolojinize yansır. Matrix filminde birkaç saniyede çok güzel özetlenir bu durum. Kâhin ve Neo’nun konuşması sırasında Kâhin Neo’ya “Vazo için endişelenme.” der demez bir anda arkasına dönen Neo vazoyu düşürüp kırar. Kâhin, “Acaba ben sana vazo için endişelenme demeseydim yine de vazoyu kırar mıydın?” der kahramanımıza.

 Fakat bunların hepsi bir yana doğum tarihimizin fizyolojik açıdan karakterimizi etkilemesi mümkün. Memleketleri aynı olan insanların benzemesi gibi aslında. Nasıl her Kayserili hakkına bir fikrimiz oluşuyorsa ağustos ayında doğan insanlar için de bir fikrimiz oluşabilir. Ama bizden çok uzakta olan gezegenlerin bize olan etkilerinin bir açıklaması bulunmamakta.


ESMA KORKMAZ

İlk başlamamız gereken yer astrolojinin genel tanımıdır, öncelikle astroloji hakkında biraz bilgi edinelim.

Astroloji kavramı gök cisimlerinin ve astronomik fenomenlerin, insan karakteri ve kaderi üzerine etkilerinin olduğu önermesini konu alan bir daldır. Yunanca yıldız anlamına gelen 'astro' ve bilgi anlamına gelen “logos” kelimelerinden türemiştir.

Astroloji insanlara gelecekte yaşanacak olaylardan haberdar edebileceğini iddia eder fakat bu iddialar bilim camiasında kesin olarak yalanlanmıştır ve bu sebepten ötürü Astroloji bir sözde bilimdir. Eskiden astrologlar gök günlüğü adı verilen ve gökyüzü konumunun gün, ay ve yıl olarak gösteren bir kitap ve ev tabloları kullanarak Yıldız Haritası grafiğini çıkartırlardı. Bunların doğruluğu tıpkı Astrolojinin diğer iddiaları ile birlikte bilimsel literatürde geçerli değildir.

İnsanların doğduğu aylara günlere hatta ve hatta doğum saatlerine kadar, yükselen alçalan tarzında farklı kollara ayrılan ve bunların insanın karakterini belirlediği yaşayacağı olayları önceden bilebileceği bunun üzerine önlemler almasını sağlayabileceği iddia edilen bu dal günümüzde hiçbir bilimsel dayanağı olmasa da bir hayli popülerdir.

Eğer bu konuda şahsi olarak yorum yapmam gerekecek ise;

Astroloji bir safsatadır.

Özellikle burç konusuna değinecek olursak;

Belirli aylarda doğmuş insanların genel özellikleri saptanmış ve bunu artık kalıplaşmış bir bilgi haline getirmişlerdir. Arada elbette ki istisnalar olmuştur ancak o istisnalar da “istisnalar kaideyi bozmaz!” sözü ile bir kenara atılmıştır.

Bilimsel hiçbir dayanağı olmaması ve gezegenlerin hareketlerine göre insanların başına gelecek olayları belirleyebilme durumu oldukça absürt ve gerçeklikle bağdaştırılamayacak bir fikirdir.

Ayrıca değinmek istediğim konulardan bir tanesi de yükselen alçalan konusudur. 

Bu bahsedilen konularda doğum saatinize gününüze bağlı olarak değişmekte ve farklı burçları ifade etmektedir. Yani bir nevi eğer diğer burç tutmazsa bu burç ile kendinizi bağdaştırabilmeniz adına bir avutmadır.

Eğer öteki burçta tutmazsa yükselen veya alçalanınızdaki burç ile muhakkak birkaç özellik tutacak ve buda sizin manipüle olmanız için mükemmel bir fırsat olacaktır. Genel olarak bahsedilen olaylar genel geçer şeyler olduğu için illa ki birkaç şey tutacak ve siz bununla birlikte bu absürt fikrin gerçek olduğuna karşı tezler üretmeye başlayacaksınız.

İnsanlığın geçmişten bu yana görünmeyen varlıklara, parapsikolojiye, gelecek ile ilgili haber alabilmeye ilgisi vardır. İçimizdeki merak duygusu ve hissiyat dediğimiz kavram sayesinde sürekli doğaüstü şeylere karşı olan merakımızın bir getirisi olan astroloji, teknoloji çağı olan ve artık çoğu şeyin bilim ile açıklanabildiği, bilimin ilerlediği ve ilerlemeye devam ettiği bu yüzyılda hala bu kadar ilgi görüyorsa buda bizim aslında içimizdeki merak duygusunun bir getirisidir diye düşünüyorum. Osmanlı kültüründe bile müneccim adı verilen insanların bu olaylarla ilgilenmesi aslında bu durumun kültürümüze de yansıdığını ve ne kadar bilimsellik taşımasa da bir nevi çoğumuz için olası ve sıradan bir durum haline gelmesini kaçınılmaz kılıyor. Eğer yazdıklarıma kısaca özetlemek gerekirse astroloji gerçekle alakası olmayan bir manipülatif daldır, inanan insanların da bilimsel olarak değil daha çok düşünsel olarak kanıt sunarlar.


ABDULLAH GÜVEN

İnsanlar tarihi çağlar boyunca hep geleceği merak etmiştir. Belki 1 saniye ötesini, belki 1 milyar yıl…

Ama konu hep aynı: acaba ne olacak?

Bunu sürekli düşünmüş ve cevabı bulmak için farklı yöntemler denemişlerdir.

Bugün bu yöntemlerin belki de en popüleri olan astrolojiyi konu alacağız.

Öncelikle, astroloji nedir tam olarak?

Astroloji, gök cisimlerinin ve astronomik fenomenlerin insan karakteri ve kaderi üzerine etkisi olduğunu iddia eden ve buna bağlı olarak da geleceğin öğrenileceğini öne süren bilimsellikten bağımsız bir sözde bilimdir. Burçların ve gök cisimlerinin hareketi ile yaydıkları psikoloji ve kadere etkisi olan dalgalar gibi doğruluğuna dair hiçbir bilimsel kanıtın bulunamadığı iddiaların çıkış noktasıdır.

İstatiksel veriler ve sosyal deneylerden de anlaşılacağı üzere dünyada çok fazla insan astrolojiye inanıyor.

Neden astrolojiye inanılıyor?
Bütün bilim camiasınca kesin bir şekilde reddedilmesine rağmen neden insanlar falcılara ve buna benzer gelecek yorumcularına, hiç durmadan yıldız takvimlerine bakıp burçlar hakkında tavsiyelerde bulunan insanlara gidiyor? (Bu insanlara yazımızın geri kalanında “yorumcu” diyeceğiz.)

Gayet basit.

Günümüzdeki herhangi bir yorumcuya gidilmesi durumunda öncelikle birkaç basit, gündelik soru sorulacaktır. Bu sorulara bağlı olarak da zamanla sohbet koyulaşacak ve yorumcu bu süre zaafında karşı taraftan -fark ettirmeden- günlük yaşamı, çevresel durumu hakkında işine yarayacak kadar bilgi almış olacaktır.

Aldığı bilgiler ve meraklı karşı tarafın istekleri doğrultusunda bir senaryo ve tahmin-olasılıklar bütünü kuracak ve bunları ona sunacaktır.

Ve o da bu bütünlerin gerçeklere çok yakın olduğunu fark edip yorumcuya hak verecek, ona daha da bağlanacaktır.

Bu durumun aynısı burç kavramında da geçerlidir.

Örneğin 21 Mart – 20 Nisan arasında doğarsanız koç burcundasınız demektir.

Koç burcunun karakteristik özellikleri ise; atletik, doğuştan liderlik (ateş elementi yönetimindedir diye bir ifade vardı kaynakta, ateşin bir element olmaması da bir çelişki olarak sunulabilir) gibi özellikleri vardır.

Koç burcu olmayan birisi atletik olamaz mı veya atletik olan birisinin koç burcu değilse ne olacak gibi sorular sorulabilir. Lakin asıl sorular bunlar değil.

Bu özelliklerin belirlenme koşulları tamamen denk gelme ve rastgeleliktir.

İnsanlardaki farklı özelliklerin tespit edilmesi ve gruplara ayrılıp dönemlere dağıtılması ile burç tablosu ortaya çıkmıştır. 

Aslında burçlarda bulunan belirgin özellikler herkeste belirli seviyede var. Özgüven, liderlik, espritüellik, zeka, güvenilir olmak vb.
Psikoloji yasalarında da belirtildiği gibi aslında burçlarındaki özellikleri kendileriyle özdeşleştirebilen insanlar için “algıya eş tepki” denilen durum mevcuttur. Yani bir nevi manipüle olmak, algı operasyonuna kurban gitmek.

Size o mesaj iletiliyor, etkisinde kalıyorsunuz ve zaman içinde bilinçaltınıza işleyip sizi kendisine bağlıyor. Hele ki mesajlar sizin isteklerinize uygunsa bağlanmak çok daha kolay oluyor.

Aslında astrolojiye inanmanın temelinde de bu yatıyor. Bilinçlere, bilincin isteklerine uyan iletiler yollamak.

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski