BİR ŞEKİLDE SATANİZME BAĞLANAN DAVRANIŞLAR - BATUHAN KÜKRER

BİR ŞEKİLDE SATANİZME BAĞLANAN DAVRANIŞLAR - BATUHAN KÜKRER


BİR ŞEKİLDE SATANİZME BAĞLANAN DAVRANIŞLAR

 Semavi dinler birbirleri arasında farklılık gösterseler de temelde benzer bir noktadan başlayıp tekrardan benzer bir nokta da biterler. Tek bir ilahın varlığı ve düalist ahlak yaklaşımları en büyük ortak noktalarıdır. Bunun dışında tahminimce yayıldıkları coğrafya sonucunda sosyal konjonktürde önem verilen dini ahlak kuralları da benzer hale gelmiştir. 21. yüzyılda 3 büyük dinin mensuplarının hep birlikte yaşadığı alanlarda veya dini pratiğin daha geniş kitlelerce yapıldığı yerlerde dini algılar evrenselleşmiş ve çeşitli yargılar paylaşılır hale gelmiştir. Bunun sebebi dini inancın birleştirici bir yapısı olması olabilir. İnanç hemen hemen herkesin içinde bulunabilir, dini inanç ise onu dileyen herkeste bulunabilir. Dolayısıyla din kolektif bir şekilde pratiğe dökülür. Ayrıca dini inancın sınırları kurallar ile belirlenmiştir, en azından sosyal boyutunda bu böyledir. İslam dinin derinden yaşandığı bir bölgede alkol kullanan kişi o komünitenin dışına itilebilir, dolayısıyla İslam'ın dışında sayılabilir. Aynı şekilde pazar günleri ayine katılmayan bir kimse Hristiyan camiada saygı görmeyebilir. Kısacası bahsi geçen dinde bulunup bulunmaması şahısa değil, bulunduğu komüniteye, ve hatta mensup olduğu dine bağlıdır. Dinin temsilcileri şahısın dinde bulunmaması gerektiğine inanıyorsa onun dinden çıktığını dile getirebilir. Din komünel bir aktivitedir, en azından semavi dinler için bu dile getirilebilir. Bunların dışında semavi dinlerin içine doğulmaz. Neredeyse hepsinde bir çeşit inisiye evresi bulunur. Baptiz edilme veya sünnet törenleri buna örnek olabilir. Gönüllülük ve bağlılık beklenir ve sınırlarının içerisinde kalınması gerekmektedir.

 Semavi dinleri bir kenara dursun biz başka coğrafyalara ait başka inançlara bakalım kısaca. Örneğin “paganizm” dediğimiz inanç biçimi bir inisiye evresi barındırmaz. Çeşitli ritüeller ve inisiyasyonlar mevcuttur fakat inanç içerisinde bir seviye atlanılması ve hatta inanca girme veya çıkma yoktur. Kimse Tengrizm'den aforoz edilemez kısacası. Bunun sebebi pagan bir inancın bulunan coğrafyaya ve o coğrafyadaki etnik gruplara doğrudan bağlanması olabilir. İslam dini Tanrı tarafından, tüm insanlığa gönderilmiştir, yabanda gezen antik insanlar kendi tanrılarını kendileri bulmuşlardır. Hiçbir müdahale olmazsa tüm insanlar pagan kalabilirdi belki.

 Burada Avrupa paganizmi üzerine değinmek istediğim kısa bir nokta var. Antik Roma halkı veya İskandinav halkları Hristiyanlık ile ilk tanıştığından itibaren İsa'nın varlığını kabul ediyordu. Roma İmparatorluğu için İsa ve bir başka halkın tanrısı aynı kademede yer alıyordu. İsa'ya tapmamalarının veya onun inancından gitmemelerinin tek sebebi kendi ilahlarının daha üstün olduğuna inanmalarıydı. Bunu düşünmelerinin sebebi savaşta İsa'ya inanan insanları savaşta yenmiş olmaları dolayısıyla İsa'yı da yenmiş olmalarıydı. Benzer bir algı İskandinavlar için de geçerliydi. Ne zamanki savaşlarda Hristiyanlara yenilmeye başladılar o zaman İsa'nın yolundan gitmeye karar verdiler. Çoğu halk için İsa'nın orduları haşin ve acımasız olsa da kimi halk için bu yavaşça ne nazikçe oldu. Benzer bir durum İslam için de söylenebilir.

 Burada asıl dikkat çekmek istediğim nokta semavi dinleri içerisinde bulunan öteki algısı. Evet çoğu inançta bir öteki var. Barbarlar, hayvan bozmaları, karanlık yaratıklar ve daha niceleri neredeyse tüm mitolojilerde mevcut. Fakat semavi dinlerdeki ötekileştirilenler direkt şeytanlaştırılıyorlar. Dinin öğretilerine uymayan veya tam tersini öne süren her davranış bir şekilde şeytani bir iş haline bürünebiliyor. Semavi dinler iyiliğin en iyi hali olarak bizlere Tanrı'yı gösteriyor, ama tam tersi tüm kötülüklerin geldiği Şeytan'ı da bizlere göstermekten çekinmiyor. Semavi dinlerin olmadığı zamanlarda ne en iyisi ne de en kötüsü insanlar tarafından henüz keşfedilmemiş veya çok önem atfedilmemişti, ama artık bu düalizmin farkındayız ve çoğumuz buna göre yaşıyoruz, inansak da inanmasak da.

 İster istemez hayattaki her şey bu düalizmin bir tarafına bir şekilde düşebiliyor. Çok karmaşık ahlaki soruların sorulmasına bizi itiyor. Cinayet hangi şartlarda cinayettir? Bu önemli bir soru ve üzerine her zaman tartışmamız gereken bir soru. Ama aptal sorulara da itebiliyor bu düalizm. Yabancı marka eşyalar haram mı? Böylesine aptal soruları bir kenara bırakalım da antik zamanların bağnazlığının üstüne cila gibi çekilen bilinçsiz dini inancın hayatımızı kararttığı anlara bir bakalım. En azından benim dikkatimi çekenlere.

 Kur'an'ın hiçbir kısmında bir erkeğin düzenli tıraş olması gerektiğine veya olmaması gerektiğine dair, yargı içeren, bir cümle bulamazsınız. Ama sözde dindar kimseler uzun saçlı olduğunuz için günaha girdiğinizi iddia edebilir. Ve bunu yeterince insan söylerse göreceli olarak uzun olan saçlarınız sizi kafir yapabilir. Evet din temiz olmamız gerektiğini söyleyebilir, doğrudur da bu. Ama uzun saç kirli saç değildir. Bir erkeğin saçlarının uzun olması onu dini kömünite içerisinde inançsız yapar. Şahsın inanıp inanmadığı komünite için önemli değildir, önemli olan toplumsal yapının bozulmamasıdır. Toplumsal yapının temeli bu insanlara göre din ile sağlama alındığı için ikisinden birinde olan zayıflama ikisinin de çöküşüne sebebiyet verecektir.

 Esasında problem şahısın şeytana inanıp inanmaması değil. Tanrı'ya olan yakınlığı veya inancına olan bağlılığı da değil. Önemli olan bulunduğu toplumun normlarına nasıl ayak uydurduğu. Önemli olan sessiz bir vatandaş olmak ve kurallara uymak. Kurallara uyarsanız dini bütün bir vatandaş olursunuz, ama kurallara uymazsanız şeytan olursunuz.

Batuhan Kükrer

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski